26 Ocak 2011 Çarşamba

Lohusa'nın Masalı

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak bir ülkede Lohusa adında bir kız yaşarmış. Lohusa pek mutlu bir lohusaymış. O yüzden yaşlı kadınlar onun masalını anlatır dururlar yıllardır. Lohusa çok mutlu bir lohusaymış ama anlatılana göre aslında onun da çok sıkıntısı olmuş. Kimi bebeğine alışamamış der, kimi yok yok bebeğine çok aşık olmuş da ona yetememekten, anneliği becerememekten çok korkmuş der, bazıları da hiçbiri değil o eski hayatının dengesini kaybettiğine çok dertlenmiş der. Ama hepsi de sonunda koca bir “amaa” çeker ve “o bunların geçici, güzel hislerin kalıcı olduğunu düşündü hep, panik olmadı, o yüzden mutlu lohusa” derler. “Lohusa bebeğini çok kolay emzirdi, o yüzden de mutluydu” dendiğini duyabilirsiniz ama çoğunluk “masalda bile olmaz öyle şey” diye itiraz edecektir buna. Bu konuda da rivayet muhtelif: Bebek memeyi alamamıştan, memeleri çok yara olmuşa, sütü az gelmişten fazla gelmiş kontrol edememişe türlü türlü dert sayılır ama “o geçeceğini biliyordu” derler. Çabucak da geçmiş zaten. Gerçek hayatta da öyle değil mi? Bu masal anlatılırken gençten birileri hep “demek ki etrafında ---sütün yaramıyor mu acaba-, -yetmiyor galiba sütün- gibi karamsar yorumlar yapan da yokmuş” der ama yaşlılar lafı ağzına tıkıverir, “masal dediysek peri masalı değil ya kızım, tabi ki var öyle diyenler ama o onlara kulaklarını tıkamış da ondan mutlu kalmış.”






Ama her masalda olur bu masalda da kötüler var. Lohusa’nın canını sıkanlar varmış etrafında. Onu üzenler. Ama o, bu özel döneminde huzurlu olmasının çok önemli olduğunu bildiğinden bir yolunu bulmuş, çıkarmış onları hayatından. O yapamazsa kocası LohusaBeyden destek almış. Normalde kimseyi kırmak istemeyen biriymiş Lohusa, ama o dönem hiç bir şeyi tutmamış içinde. Hormonların gücü adına diyerek çekmiş dil kılıcını gerektiğinde. Lohusadır ne yapsa yeridir demeye başlamış herkes ülkede. (o laf günümüze delidir ne yapsa yeridir diye gelmiştir.)

Lohusanın ziyarete gelmek isteyen arkadaşı çokmuş ama uykusu da. “Bu ara gelmeyin n’olur” demiş, “yorgunum gerginim”. Anlayış göstermişler ona, göstermedilerse de canından önemli değilmiş. Ama çok can dostlarını istemiş yanında. “Gelin yüzümü güldürün, beni rahatlatın” demiş. Onlar da gelmişler ve Lohusa’ya da çok iyi gelmişler. Çünkü hepsi AnneKaleminden’in yazısını okumuş ve önerilerini izlemişler (evet zamanda yolculuk Lost dizisinden çok önce başlamıştı)

Bu masalı anlatanlardan bazıları “annelik içgüdüsüne de güvenirdi o, rahatlıkla kararlar alırdı, o yüzden de mutluydu” der, bazıları da sert bir şekilde karşı çıkar “o dönemde annelik içgüdüsü mü olur canım, herkes ona içgüdünü dinle dediğinde benim içgüdüm niye yok diye dertlenmediğinden mutluydu asıl” Bu tartışma hiç bitmez ama genelde grubun en yaşlısı “içgüdülü veya içgüdüsüz, tecrübeli arkadaşlarıyla da hep konuştu da rahatladı” diye noktayı koyar. “O konuşmalarda öğrendi her bebeğin ağladığını, yatağa konunca uyuyan bebeklerin yalnızca taş tabletlerde –yok o kadar geriye gitmeyelim- kitaplarda olduğunu, herkesin çok zorlandığını ama hepsinin geçeceğini.”

Bir süre bunlar konuşulduktan sonra bir sessizlik olur, gözler uzaklara dalar, dudaklarda huzurlu bir tebessüm. Masalı ilk kez dinleyenler anlayamaz ne oluyor bu yaşlı kadınlara. Sonra kadınlardan biri “yaaa yaa” der, “ee tabi” der bir başkası, ilk kez dinleyen “ne oluyor nedir gizlediğiniz?” diye sorar endişeyle. “Lohusa asıl neden mutluydu biliyor musun?” diye lafa başlarlar. “Çünkü bebeğine hep sımsıkı sarılırdı”. “Aaa” der çok okumuş bir genç, “tabi ilk dönemde bebeklere çok sarılmak lazım”. Küçümser bakışları görünce de dediğine diyeceğine pişman olur. “Hiç lazımla lüzumla sarılınır mı bebeğe, Lohusa bunu zevkle yapıyordu, onu içinden çıkarmıştı ya yeni, yine içine alır gibi sarılıyordu, canı kendi canından kıymetli o küçük insanla bir bütün olmak için, onu koklarken tüm sıkıntıları gittiği için sarılıyordu. İşte o bu yüzden çok çok mutluydu.”
Sonra herkes susar. Yaşlılar ben niye sarılmadım bebeğime o kadar çok diye kendini suçlar; bebeği olmayan gençler, bir gün bebeği olduğunda ona çok sarılacağına söz verir kendine. (Bazı gençler de küresel ısınma, hızlı nüfus artışı alacak başını gidecek ne romantik bu kadınlar yahu diye için için söylenir) Bir yandan da hepsi için için aslında, masalda ne kadar kolay görünüyor, gerçek hayatta neden böyle olamıyor, diye sorar durur.

Bu masal da burada biter. Gökten 3 elma düşmüş, üçü de cam rendede rendelendikten sonra katı gıdaya yeni başlayan bebeklere gitmiş....

24 Ocak 2011 Pazartesi

lohusalık

Çocukken evcilik oynadığımızda ben bakkal olurdum.Bizim bahçede oynardık bir de kamyonum olurdu içine güya un niyetine toprak doldurur hayali bakkalıma taşırdım

bu ne tezat ... ozamnadan beri sıkışmışlığım aynıdır. Bakkal olmakla ev kadını olmak arasında kalmışlığın sıkışmışlığı ...hahahha gülüyorum ne diim :)))

lohusalık muhabbetine ufaklığın doktor rutinleri olmasa dışarı yüzü göremeyeceğim. bu pek bana göre değil hatta hafiften error vermeye başladım bile yaşayan var mı bilmiyorum ama sanırım benimkisi geç lohusalık depresyonu :))

aslında dengeler çok değişti hayatımda belki daha öncede yazmışımdır ama yinede tekrarlayım artık okadar çok şeyin önem sırası değişti ki çook kişiyi şaşırtabilirim şu halimle ...
 Masalcımla bağlantılı garip bir kıskançlık belirdi içimde ,tüm zamanları ona ayırmak istiyorum artık :))
canımı sıkacak ve bunu Masala yansıtmama sebep olacak herşeyi savuşturuyorum hayatımdan...
liste daha çok uzayıp gidiyor ama olay zaman zaman sahibi olduğumuz işimden çok uzak kalmış olmak ve dış yaşamdan kopmuş olmanın bana verdiği huzursuzluk... sabırlı olursam hem iş kadınını oynayıp hem de ev kadınlığı oynayabilirim miyim diyorum:))
hepsinden de biraz biraz olsa ...

21 Ocak 2011 Cuma

bu gece salondayız :))

Kuzucuk öğlen 13:00 gibi gözleri bir açtı daha da uyumadı belli ciddi gazı var ıkınıp duruyor yatırınca ağzında küçük köpükler oluşuyor kızarıp bir acayip oluyor panikleyip kucağımıza alıyoruz susuyor ama gaz çıkartmak yok  off ki off... saat 22:00  gibi emdi ve en nihayetinde uyuya kaldı salonda hemde bayağı derin uyuyor korkumdan kucağıma alıp odaya götüremiyorum ya uyanırsa diye.

ne yapmalı?? bu gece salonda mı uyumalı??.

uzun nöbetler..

Gün içerisinde  işe yarayan EASY yöntemi beni hayli mutlu ederken akşamları ne yapacağımızın arayışına girdik.Gece 22:30 ya da 23:00 gibi yaptığımız gece öğününden sonra bebişim 3:30 kadar falan uyuyor. Uykusu açılmasın diye son sürat değiştirilen altımızdan sonra hemen beslenmeye geçiyoruz ammaa nafile gözler açılıyor etrafa bakılıyor ve keyif çatılmaya başlanıyor sonrasında da bık bık bık sesleri eşliğinde gazım var sinyalleri veriliyor ama o gaz hiç çıkamıyor sürekli bir keyifsizlik hali... çok şükür çığlık çığlığa ağlayan bir bebek değil ama o mutsuz ifade insanı kahrediyor ve mesai saati uzadıkça da dayanma gücü düşüyor saat 6:00 olduğunda o hariç baba ve benim pilimiz bitmiş oluyor :)) yine de yakınmıyorum sadece bir çare bulmayı ümit ediyorum...

20 Ocak 2011 Perşembe

Durucum,Ailecek,Arkadaşlarla...



ilkler..

Dün bebişimizin göbüşü düştü :)) nereye gömsek acaba???

Bugün babamız olmadan ilk banyamuzu yaptık. Çok acele ve acemice oldu ilk kamera çekimizi babamızla birlikte pazar günü yapmayı planlıyoruz..

E.A.S.Y. sistemini uygulamaya bugün başladık bakalım başarabilecekmiyiz...

18 Ocak 2011 Salı

Anneannecik ve ipek masal

huh huh huh...

arkadaşım Niben sancı anını süper yakalamış :))

bir normal doğum hikayesi :))

tarihten de belli olduğu üzere bebişimiz 8 ocak günü saat 20:59 da dünyaya geldi ve ben yazmak için ancak vakit bulabildim vee anlatacak tonla şey var...
tüm bunları bugün anlatabilirmiyim bilmiyorum ama o yoğun duygular içindeyken aktarmayı tercih ederdim fakat emzirme,gaz çıkartma ve bulduğum boşluklarda uyumaktan vaktim hiç olmadı :)) bu yeni mesai saatleri çok zor vallahi.
düşünüyorumda ne iyi etmişimde en hazır olduğum zamanda yapmışız bu bebişi diyorum yoksa çok zor olurdu hemde çook zor ...

fazla uzatmayım cumartesi sabahın köründe koşa koşa doktorcumuza gittik (Dr.Münür Şago) vajinal kontrolüm sonunda nişanın geldiği ve akşama kadar doğumun gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu öğrendik sadece bunu değil sevgili doktorumuzun babasını haftasonu diye ameliyata almadıklarını ailesini otele yerleştirip apar topar geri adaya döndüğünü ve hafta başında tekrar gideceğini öğrendik.

İŞTE O ANDAAA :)) ben korkudan yeteri kadar uyarılıp sancılanmaya başladım :)) şaka bir yana daha arabada Lefkoşadan Girneye gelirken karnımda hafif regl ağrılarına benzeyen sızılar başlamıştı bile işin komik tarafı bu ağrılar bana tanıdık geliyordu yani ben bu ağrıları son iki haftadır aralıklarla yaşıyordum ama sancı olduklarının farkında değildim :)) eve geldiğimde yerimde duramıyordum sanki oturursam uzanırsam ağrı geçecek gibi geliyordu ve ben bunu hiç istemiyordum. kızkardeşimi de gelişmelerden haberdar ettikten sonra onun ilk uçağa yer bulduğunu öğrenip rahatladım gelecekler arasına eşimin abisi de katıldı ben de içim rahat bir şekilde karşı komşum Leyla Hn mın yanına gittim. o normal doğum yaptığı için son birkaç şey sormak istedim ona iyiki de gitmişim yanına çok keyifli sohbet ettik çay kaçamağı yaptım :)) hafif acıkmaya başlamıştım ki sancılarımda çoğaldı eve kaçayım da birşeyler yiyeyim ve artık azıcık uzanayım istedim çünkü ağrı şiddetliydi eve geldiğimde bir şekilde ağrı yok denecek kadar azaldı bende az birşeyler yedim ki akşam yemeğine tıkanmayım diye.

evdekilerle oturmuş sohbet ediyorduk ooo bidakika daha öncesinde kardeşim aradı ve hava alanında kaldıklarını çünkü polisin kıbrısa gelebilmeleri için ufaklık için babadan vekalet istediğini öğrenmişler baba da şehir dışında olduğu için oracıkta kalakaldılar bunu öğrendiğim anda bittim resmen çünkü bu doğumda en çok olmasını istediğim kişilerden biri anneannem ve kızkardeşimdi...

ama yoklar ve birde doğumda kardeşim bana koçluk yapacaktı aksini hiç düşünmediğim için kendimi onsuz doğuma girmeye hiç hazırlamamıştım resmen kahroldum ve sanırım sancılarım o dakika azaldı çünkü nasıl doktorumuz Münür Beyi beklediysek Selenide bekleyebilirdik ama tabiki öyle olmadı ben rahat bir şekilde eşimi abisini karşılamaya gönderdim ve ona bu doğum sabaha kadar olmaz sen hiiiç merak etme dedim o gittikten 20 dakika sonra sancılarım daha şiddetli başladı bende kendimi oyalamak için akşam yemeği için salata yapmaya başladım bu arada böreği de fırına atmıştım hahahah  saate çaktırmadan baktığımda sancıların arasının 5 dk ya indiğini fark ettim sakin ve hızlı bir şekilde hastaneyi arayım önce odamı ayırttım ve 20 dk içinde orda alacağımı söyledim amma nasıl??? kocam havaalanında :))) veee süper bir zamanlamayla en yakın arkadaşlarımızdan sevgili Nibenin eşi Sertunç kapıdan içeri girdi anlatamam ne çok sevindiğimi rahatladığımı ve inanın süper bir kararmış onun bizi hastaneye götürmesi çünkü ben arka koltukta çığlıklar atarken direksiyon da Barbarosun olması çok da sağlıklı olmazdı diye düşünüyorum. hastaneye vardığımızda eşim abisi ve vildan teyze kapıda bizi bekliyorlardı o anda sinirlerim boşaldı ve ağlamaya başladım çünkü kardeşim yoktu orda bu benim için tam bir yıkım oldu ve onca ay ona sekizden bir gram yükselmeyen tansiyonum onüç bişi çıktı ve tamamen stres yapmış olmamdan dolayı tabiki yani siz siz olun sizin moralinizi bozacak herşeyi ogünlerde uzak tutun kendinizden kısa bir süre sonra kendimi telkin edip bundada bir hayır vardır diyerek tansiyonumun düşmesini bekledim ve tabiki işe yaradı bu sırada ebe açıklığın 5 cm olduğunu söyledi sancılarım okadar şiddetliydiki başımda annem  eşim aarkadaşım niben benim kadar acı çekiyor olsalar gerek ki yüzleri görülmeye değerdi bir de ben onların fotoğraflarını çekmeliyim derken fotoğrafçımız Burcu Hn ve eşi yetiştiler onları yola çıktığımda aramıştım ve süper hızla yetiştiler doğrusu ve süper fotoğraflar çekmişler hem de kare kare kendi bir açıdan eşi başka açıdan çok çok teşekkür ediyorum onlarada hatta kız kardeşim gelemedi diye ertesi gün eve gelip birde evimizde süper fotoğraflar çektiler...
şu durumda canım kardeşim Selen ve eşi Akgün'e çok çok ama teşekkür ederim bize doğum fotoğrafçımızı hediye ettikleri için onların sayesinde tüm o anlar kare kare ölümsüzleşti...

bebiş mama istiyo normal doğum hikayemin en can alıcı bölümünü daha sonra yazabileceğim :))

7 Ocak 2011 Cuma

son danslar :))

tamda bebişin hareket edecek yerinin kalmadığını düşünürken bizim kız akşamları öyle dans etmeye başladıki  içimde anlatamam sanki babasını doğmadan önce son bir kez hayretlere düşürmek benide en çok özleyeceğim bu duyguya iyice doyurmak için :)))

bebek hastane çantası...

haftalar önceden bebişimiz için anneannesi özenle yıkayıp ütülediği eşyalarından çantasını hazırladı o sıralar ben pek bir panik olduğum için onu sadece izlemekle yetinebildim hatta bilgisizliğim konusunda az da dehşete kapıldım :)) işte bavulumuzun içindekiler...

2 takım hastane çıkışı
2 tane yelek
2küçük havlu
3 tülbent
1 banyo havlusu
2 tane sarma bezi
3 önlük
2battaniye
eldiven,çorap
zıbın
ağız bezi
hırka
minik çarşaf
kırmızı tül :)
biberon ,bebek bezi
anneannemize ne kadar teşekkür etsek azdır diye düşünüyorum işte bu yüzden sevgili kızımızın babası ve ben kızımız Masalın ilk ismi olan İpeği koymasını istedik. Dolayısıyla kızımız anneannesinin koyduğu İPEK babişkosunun koyduğu MASAL isimleriyle İPEK MASAL UYDAN olarak yaşayacak...
Üzerimizde en çok emeği olan anneannemize çook teşekkür ediyoruz Uydan ailesi olarak...

sıra geldi anne çantasına tabi ki bu çanta hazırlanırkende ben seyirciydim :)) canım kızkardeşimin ufaklığı Durisitanın bir sene önce aramıza katılmasından dolayı bilgilerini pekiştiren anneanne bu konudada seri ve kendinden emin bir şekilde yaptığı alışverişlerle çantamı hazırlayıverdi işte o lkiste

2-3 takım gecelik
sabahlık
çorap,terlik
iç çamaşırı,emzirme sütyeni
diş fırçası,macun,sabun,havlu,tarak
kol altı stick,ayna
hijyenik ped
meme ucu kremi,silmek için mendil
kırmızı taç,makyaj malzemesi
tel şarj aleti
fotoğraf mak
bilgisayar :)

40. hafta...

yazmaya nerden başlamalı bilemiyorum...heyecanımızın ve merakımızın doruk noktasına ulaştığı şu son günlerde bir öğrendikki doktorumuz Münür Beyin babası rahatsızlanmış ve acil İstanbula gitmesi gerekiyormuş...

.Münür Beyle hamileliğimin üçüncü ayında tanıştık ilk doktorumuzla bir türlü kuramadığımız iletişim sonunda etrafımdaki sevgili Kıbrıslı arkadaşlarımın tavsiyesiyle geçte olsa kendisiyle tanışıp hamileliğimin 40. haftasına kadar geldik. Muayenehanesine ilk girişimi hiç unutmayacağım karşımda eşimin saçlarının aynısından ama turuncu olanından 35-40 larında süper şirin gülümsemeli bir adam veee orta masasında köpek bakım kitabııııı :)) ve benim ilk cümlem' BİZİM BİR KÖPEĞİMİZ VAR DOKTOR BEY' herhalde  jinekoloğa giden birinin ağzından çıkacak en komik ilk cümle olsa gerek diye düşünüyorum onun da tepkisi SÜPER olmuştu :))) köpüşümüz BUDY şimdi 9 aylık ve hala bizimle vee ailenin yeni üyesini bizimle birlikte bekliyor...

konuyu dağıtmadan devam edeyim doktorumuzun sevimliliği samimi davranışları güler yüzünün ötesinde kendisine olan güveni bizi kendisine bağlamaya yettide arttı bile ... bundan bir kaç ay önce ameliyat olduğunda suratı sap sarı hala çalıştığını hatırlıyorum ve geçen gün yüzünde yine o samimi ifade sesinde yumuşak ton muayenin sonunda 5 yıldır tatil bile yapmadığını ama 2 günlüğüne babasının ameliyatı için İstanbula gitmek zorunda olduğunu söyledi onu anlamamak imkansızdı açıkçası helede bu duygunun nasıl bir his olduğunu bilen biri olarak bana olası beklenmeyen durum için gerekli doktor isimlerini verdikten vajinal konturolümü yapıp endişelenecek bir durum olmadığını muhtemel bebişin gününü bir iki gün geçireceğini söyledikten sonra endişelenmemi söyledi bende bebişim ve benim dönmesini bekleyeceğimizi söyleyip muayenehanesinden ayrıldık  ammaaa odakikadan sonra beni bir heyecan aldı anlatamam o gün boyunca inanılmaz basınçlı ağrım oldu içimden sürekli dokrorumuzu bekle bebiş deyip durdum :))) çünkü ben bu olaya karşı sakinliğimi tamamen onun kendisine olan güveninden alıyorum...ama artık endişeye gerek yok çünküü bir kaç saat sonra burda olacak  inşallah iyi haberlerle sağlıkla geri gelir... çok çok geçmiş olsun diyoruz ona eşim ve ben...

Yarın saat 8 de ilk randevu bizim bakalım neler söyleyecek bize açıkçası bebişimiz için sağlıklı olan neyse o olsun diyorum ama normal doğuma kendimi bukadar hazırlamışken açıkçası pekte sezeryan olasım yok :(

yarın sabah olur mu???

3 Ocak 2011 Pazartesi

küçük aksaklıklar...

geçenlerde nasıl  başardıysam elimin üzerine öyle bir yatmışım ki neredeyse 4hafta oldu elimi doğru düzgün kullanamıyorum :)) işin komik tarafı tam yavaştan geçiyor dedim arabadan inerken kolumu arabayla koca göbüşüm arasında sıkıştırmayı başarıp daha beter ettim şimdi başparmağım ne açılıyor ne kapanıyor... peki ben bebişi nasıl tutacağım bu şekilde?? dahada komiği vücudum öyle bir şey salgılıyor ki hamileliğimin son evrelerinde aslında sinirlenmem gereken tonla şey olurken ben sürekli bir sakinlik içindeyim herşeye olabiiiliiirrr diye geniş geniş bakıyorum amma okadarda melek değilim sanki herşey sırasını beklemek üzere biryerlerde depolanıyor gibi ;) zamanı gelince sırayla halledilecekler hahahahah
kısacası elimi bile çok takmıyorum zaten doktorda sarmaktan ve doğumun bitmesini beklemekten başka birşey yapamayacağımı söyledi :))
asıl panik olacak şeyse doktorumun babasının rahatsızlanmış olması ve Türkiyeye gitmek durumunda kalması :(( doğum tarihim 8 ocak gibi görünüyor bugün 3 ocak ve ben evde oturmuş sancılanmayı bekliyorum ama bizim kız  yerinden memnun gibi görünüyor çarşambaya kadar doğurmazsam kontrolümüz var perşembe cumada doktorumuz türkiyede inşallah o an doğmaya kalkmaz bizim kız... aslında doğmaz gibi geliyor yani neredeyse bu olaya bile büyük sakinlikle bakacağım ama nebilim... ayyyyy desem :(((
kıbrısta yaşayan biri olarak 9 aydır doktorum konusunda bukadar şanslı olduğumu düşünüp etrafa herkesleri çatlatırcasına ay şekerim benim doktorum şööyle benim doktorum bööylee diye ballandıra ballandıra anlatırken onsuz doğuma girmek korkunç olurdu herhalde üüüü :(( işin kötüsü doğuma girecek kişinin trombosit düşüklüğümden gebelik diyabetime ve kalp kapakcığımdaki küçük üfürüm dolayısıyla yaşadığım yoğun çarpıntıya ıvır zıvır tonla şeyden haberdar olası gerek normalde Türkiyede yaşasam tüm bunları çok takmazdım ama burda yaşarken durum pekte böyle olmuyor ve benim asıl güç aldığım şeyde doktorumun kendine olan güvenini hissediyor olmaktı bu beni öyle rahatlatıyorduki..

neyseee çok yakındım aslında okadarda acıklı durumda değilim:))