Powered By Blogger

17 Şubat 2011 Perşembe

Duru ve Budy


Koymakta çok geciktiğim fotoğraflar bunlar.
Durucuk budy ile tanıştı.Anlaşılan sevmiş,sevmiş ki beslemeye karar vermiş.Süper değil mi?
İpekcik de sever inşallah köpüşümüzü..

Bir ay,on günlük olduk...


Evet,evet bugün kırkımız çıktı.Hemen kırk kutlamaları çerçevesinde neler yapılırmış diye internetten araştırdık.Ne çok adetimiz varmış.Altın atılmış sularla yıkanmak,kapı kapı eş dostu gezip erzak hediyeler toplamak,kırk adet taşı banyo suyuna atmak,kırk bitki çiçek herneyse onu toplayıp bebişin yıkanacağı suya atmak,yok kırk delikli kevgirden suyu geçirmek...okadar çok şey var ki...

Baktık biz bunlardan hiçbirini yapamıyoruz biz de bugünkü banyo suyumuza altın attık,anneannemiz bebişi yıkarken ben de yanında beceriksiz anneyi oynarken anneannemiz birsürü güzel dileklerde bulundu.Baktık başka bişi yapamıyoruz bir de iki ters bir düz takla attırdık bebişe (şaka,şaka :)) son cümle hariç kendimizce olayı tamamladık.Şimdi sıra bana geldi. Cümleyi bitireyim bendenizde banyoya zıplar.

Fakat gördünüz resimler birinci ayımızda çekildi.Yani on gün daha büyüdük.Hatta dün doktorumuzdaydık tas tamam 4500kg olmuşuz.İnşallah birkaç güne kırk banyosu sonrası resimlerimizi koyacağım...

ilk gezmemiz


Sonunda internetim doğru düzgün çalıştı ve ben resimleri yükleye bildim.

Burası Vildan ablamızla Eren abimizin evi. Bizim ilk gezmemiz. Hemen fotoğrafını çektik.Bir de adettenmiş ilk gezmede hediyeler verilirmiş, biz bilmiyorduk . Hemen onlarında resimlerini çekip blogumuza koyduk:))

Çook teşekkür ederiiz sevgili arkadaşlarımız VİLDAN EREN ÇAK'a...

7 Şubat 2011 Pazartesi

bahtsız bedevi...

Sekiz aylık hamileyken bir sabah kalktığımda bileğim çok ağrıyordu.Üstüne yatmışım sandım.Bekledim geçsin diye ,fazla yormadım,kullanmadım bileğimi.Doktorcumuza sorduk birşey yapamayız dedi,dikkat et dedi.Röntgen çekilemiyor,ilaç süremiyoruz kaldık öööyleee.Gittik kouyucu bir bileklik aldık.Tam da işe yaradı diyordum birgün arabadan inerken kaymamak için arabanın kapısına elimi dayadım ama malesef kaydım ve o koca göbüşümle kapı arasında sıkıştı bileğim ve daha beter oldu:))

neyse,doğumda ben çığlıklar atarken çatalın kenarlarında ki demirlere öyle yapışmışım ki bileğim çıkacak sandım ama ertesi birkaç gün şaşırtıcı şekilde bileğim daha iyiydi.Sonra yavaş yavaş daha da kötüleşti,kötüleşti.En son bulaşıcıymış gibi diğer bileğim de ağrıyıp kötüleşmeye başlayınca panikleyip doktoro gittik.

Sonuç: komik!!
Meğer tüm bunlar ben bileğimin üstüne yattığımı zannederken aslında hamilelik sırasında salgılanan hormonlar yüzünden olmuş ve hamilelik sonunda da geçmezmiş aksine bebişi kaldırmaktan daha da kötüleşirmiş en son da ameliyatlık olurmuş :((
Sol bileğim feci durumda. Sağ bileğim başlangıç aşamasında.Şimdi her iki bileğim de bandajlı, hareketi minimuma indirmek için:((
Halbu ki hamilelik sonrası en çok sevindiğim şey kendi ihtiyaçlarımı yapabilme özgürlüğü idi.Şimdi yine kısıtlandı hem de ne kıstlanma bebişimi bile alamıyorum kendi başıma:((
Olan yine anneme oluyor.Sırtında ki yük az değilmiş gibi iyice arttı.Şimdi kara kara düşünüyor dönmek zorunda kaldığında ne olacak diye. Çünkü kendi işimi göremez durumdayım. Dönmek zorunda diyorum çünkü Kıbrısta kısıtlı ziyaret veriyorlar malesef ki...
Off bu blog bebişin değilde benim günlüğüm gibi oldu...

Bu arada dün geceyi anneanneyle geçiren bebiş bu gün haliyle çok huzurluydu.Bakalım bu gece başımıza neler gelecek...
Babayla ben resmen ortadan ikiye çatlıyoruz.Çünkü bebişle bol bol sohbetler eden anneanne elbetteki bu sohbetlerin karşalığını gülücüklerle alıyor.Babişko ve ben fosss
Konuşuyoruz konuşuyoruz kaşlar çatık dik dik bakıyor kurabiyecik bize. Hatta zaman zaman annemi konuşurken gözlerinin içine bakarak dinleyen bızdık biz konuşurken bariz sıkılıp gözleri ve kafayı odanın içinde ki diğer nesneli tanımak için gezdirip duruyor.

Aaaa az kalsın unutuyordum.Bebiş bugün ilk defa iş yerine gitti.Apo yu ve Ali Rızayı ziyert etti.Cafenin üst katında sütünü içti.Yapılan kumrular falan yüzünden biraz yağ koktu. Sonra yorulduk,eve geldik.uyuyor şimdi ee gece ki uykusuzluğa hazırlanıyor bıdık güç topluyo :))

5 Şubat 2011 Cumartesi

dün gece :))

dün gece ufaklık yine hiç uyumamayı başardı. Saat beşmi altımıydı pes ettim ve anneanneye postaladım ufaklığı ama hemen öncesinde dün gece bir ilk yaşandı ve kızım ilk defa annesinin üstüne kakasını yapmadı:) Anlaşılan onun kaka maceralarını yazdığımı fark edip utandı :)
anneanneye postalanmadan az önce dayanamıyorum artık diye babamızı uyandırdım ve ondan beş dakika için bebişi pış pışlayıp gazını çıkartmaya çalışmasını rica ettim.O da bana kıyamamış bebişi almış emzirme koltuğuna bi güzel yerleşmişler omzunada yerleştirmiş bebişi poposuna hafif hafif vura vura neredeyse yarım saat geçirmişler.O süre içinde bizimkinin mızırdanması durmamış ama :))
Sonuç; babişko ve ben alt değiştirmeye koyulduğumuzda bebişin neden söylendiği ortaya çıktı.Ufaklık normalde üstüme yapmayı tercih ettiği tüm kakişi bezine yapmayı başarmış malum biz biraz gecikince :)) babişko da gazını çıkaracam diye poposuna vura vura tüm kakişi bebişin poposuna bulamış:))
 üst baş değişmedi ama bulanan kakaları temizlemek hayli vakit aldı:))
ne diim öğrenicez inşallah:))

4 Şubat 2011 Cuma

alt değiştirme

ufaklığımın geceleri uykusu kaçıyor
gece uyurken altını kirlettiğini duyuyorum ve sabaha karşı 3 gibi altını değiştirmek üzere karı koca işe koyuluyoruz birimiz üstündekileri çıkartırken diğeri sıcak su hazırlıyor malum popomuzdaki kakalar pamukla temizlenecek
işe koyuluyoruz tam temizleme işlemi sona eriyor gibi oluyor itinayla çişimizi yapıyoruz
benim tek gözüm açık tek gözüm kapalı ne yapacağımı şaşırıyorum çünkü üstünü ıslatırsa gecenin o vaktinde başatan aşağı üst baş değişeceğiz ve bızdığın tüm uykusu kaçacak
tam kurtardık derken pata pata pööötüüürtt diye bir ses sonuç;
annenin sabahlığı
geceliği
yerler
alt değiştirme ünitesinin bir kısmı ve az açık çekmecesinin içi
bızdığın beline kadar heryeri
KAKAYA BULANMIŞ :))
veee yerlere yatarak gülen bir baba

evet o gece babamız çok eğlenmişti çünkü bu onun ilk deneyimiydi bızdık artık bunu alışkanlık haline getirdi artık okadar gülmüyor ama hala eğleniyoruz

biz her alt açmamızda bir formül bulduğumuzu üstümüzü değişmek zorunda kalmayacağımızı sanıyoruz ama ufaklık inanılmaz başarılar göstererek her seferinde bizi dumurlara sürükleyip kaka içinde kalmayı başarıyor
çıkan çamaşır inanılmaz boyutlarda :))
ne bende giyecek gecelik kalıyor ne onda üst baş malum havalar iyi gitmiyor şu aralar yıkaması kolayda kurutması okadar kolay olmuyor :))
şimdi yazıyı bitiriyorum çünkü yeni bir alt açma macerasına atılacağım

1 Şubat 2011 Salı

vicdan azabı

Yazacak tonla şey var... beceriksizliklerim,uykusuzluklarım,kızgınlıklarım... nebiliiim tonla şey..

nazar değdi galiba ;) hiçbirşey yazamaz oldum. Geceleri nöbetim 3 gibi başlıyor bebiş kucağımda gözlerim duvarda ööylece tonla şey düşünüyorum. Sabaha doğru bitik birşekilde bebişi anneme postalıyorum nasıl keyifle bakıyor ona sabahın o kör saatinde. Konuşuyor onunla şarkılar söylüyor sohbetler ediyorlar. Bense bebişten mi yoksa düşünmekten mi yorgun bilmem unutmak istercesine herşeyi derin bir ölüm uykusuna dalıyorum taki ilk emzirme saatine kadar...
emzirmek için yarı gözleri kapalı ufaklığı kucağıma aldığımda gözlerimiz karşılaşıyor ufaklık bana 'işte sütaş geldi' diye bakıyor
sadece  okadar evet sadece okadar... anneme gülücükler atıyor ama...
biraz önce okuduğum bir blogda ısrarla anne doğulmaz olunur diyor

olabilecek miyim acaba??????????????
soruyorum... soruyorum çünkü bendeniz bugün çok büyük bir ayıp ettim...

lohusalığımın başından beri eşimden bir şey rica ettim özellikle işimizle ilgili olmak üzere hiçbir olumsuz şeyi bana yansıtmamasını istedim çünkü ne kaldıracak gücüm vardı nede bebişim dışında birşey düşünmek istiyordum sağolsun beni hiç üzmedi ama baktım oda yaruluyor onunla da ilgilenmek lazım bugün ilk defa bebişi anneme bırakıp dışarı biraz iş konuşmaya çıktık biz daha iş konuşmaya yeni başlamışken işten çağırdılar gittik olan biteni yerinde konuştuk  aklım başımdan gitmiş biraz fazla konuşmuşuz annem feryatlar ederek bizi geri çağırdı bebiş çoktaan acıkmış çığlıklar atıyor...
utanmış,morarmış bir şekilde eve gittim Masalı alıp nasıl mememe yapıştırdığımı bilemedim ...
bu vicdan azabı geçer mi?????
gerçekten iyi annelik öğrenilir mi???
öğrenilirse toplamda kaç vicdan azabından sonra öğrenilir???

26 Ocak 2011 Çarşamba

Lohusa'nın Masalı

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak bir ülkede Lohusa adında bir kız yaşarmış. Lohusa pek mutlu bir lohusaymış. O yüzden yaşlı kadınlar onun masalını anlatır dururlar yıllardır. Lohusa çok mutlu bir lohusaymış ama anlatılana göre aslında onun da çok sıkıntısı olmuş. Kimi bebeğine alışamamış der, kimi yok yok bebeğine çok aşık olmuş da ona yetememekten, anneliği becerememekten çok korkmuş der, bazıları da hiçbiri değil o eski hayatının dengesini kaybettiğine çok dertlenmiş der. Ama hepsi de sonunda koca bir “amaa” çeker ve “o bunların geçici, güzel hislerin kalıcı olduğunu düşündü hep, panik olmadı, o yüzden mutlu lohusa” derler. “Lohusa bebeğini çok kolay emzirdi, o yüzden de mutluydu” dendiğini duyabilirsiniz ama çoğunluk “masalda bile olmaz öyle şey” diye itiraz edecektir buna. Bu konuda da rivayet muhtelif: Bebek memeyi alamamıştan, memeleri çok yara olmuşa, sütü az gelmişten fazla gelmiş kontrol edememişe türlü türlü dert sayılır ama “o geçeceğini biliyordu” derler. Çabucak da geçmiş zaten. Gerçek hayatta da öyle değil mi? Bu masal anlatılırken gençten birileri hep “demek ki etrafında ---sütün yaramıyor mu acaba-, -yetmiyor galiba sütün- gibi karamsar yorumlar yapan da yokmuş” der ama yaşlılar lafı ağzına tıkıverir, “masal dediysek peri masalı değil ya kızım, tabi ki var öyle diyenler ama o onlara kulaklarını tıkamış da ondan mutlu kalmış.”






Ama her masalda olur bu masalda da kötüler var. Lohusa’nın canını sıkanlar varmış etrafında. Onu üzenler. Ama o, bu özel döneminde huzurlu olmasının çok önemli olduğunu bildiğinden bir yolunu bulmuş, çıkarmış onları hayatından. O yapamazsa kocası LohusaBeyden destek almış. Normalde kimseyi kırmak istemeyen biriymiş Lohusa, ama o dönem hiç bir şeyi tutmamış içinde. Hormonların gücü adına diyerek çekmiş dil kılıcını gerektiğinde. Lohusadır ne yapsa yeridir demeye başlamış herkes ülkede. (o laf günümüze delidir ne yapsa yeridir diye gelmiştir.)

Lohusanın ziyarete gelmek isteyen arkadaşı çokmuş ama uykusu da. “Bu ara gelmeyin n’olur” demiş, “yorgunum gerginim”. Anlayış göstermişler ona, göstermedilerse de canından önemli değilmiş. Ama çok can dostlarını istemiş yanında. “Gelin yüzümü güldürün, beni rahatlatın” demiş. Onlar da gelmişler ve Lohusa’ya da çok iyi gelmişler. Çünkü hepsi AnneKaleminden’in yazısını okumuş ve önerilerini izlemişler (evet zamanda yolculuk Lost dizisinden çok önce başlamıştı)

Bu masalı anlatanlardan bazıları “annelik içgüdüsüne de güvenirdi o, rahatlıkla kararlar alırdı, o yüzden de mutluydu” der, bazıları da sert bir şekilde karşı çıkar “o dönemde annelik içgüdüsü mü olur canım, herkes ona içgüdünü dinle dediğinde benim içgüdüm niye yok diye dertlenmediğinden mutluydu asıl” Bu tartışma hiç bitmez ama genelde grubun en yaşlısı “içgüdülü veya içgüdüsüz, tecrübeli arkadaşlarıyla da hep konuştu da rahatladı” diye noktayı koyar. “O konuşmalarda öğrendi her bebeğin ağladığını, yatağa konunca uyuyan bebeklerin yalnızca taş tabletlerde –yok o kadar geriye gitmeyelim- kitaplarda olduğunu, herkesin çok zorlandığını ama hepsinin geçeceğini.”

Bir süre bunlar konuşulduktan sonra bir sessizlik olur, gözler uzaklara dalar, dudaklarda huzurlu bir tebessüm. Masalı ilk kez dinleyenler anlayamaz ne oluyor bu yaşlı kadınlara. Sonra kadınlardan biri “yaaa yaa” der, “ee tabi” der bir başkası, ilk kez dinleyen “ne oluyor nedir gizlediğiniz?” diye sorar endişeyle. “Lohusa asıl neden mutluydu biliyor musun?” diye lafa başlarlar. “Çünkü bebeğine hep sımsıkı sarılırdı”. “Aaa” der çok okumuş bir genç, “tabi ilk dönemde bebeklere çok sarılmak lazım”. Küçümser bakışları görünce de dediğine diyeceğine pişman olur. “Hiç lazımla lüzumla sarılınır mı bebeğe, Lohusa bunu zevkle yapıyordu, onu içinden çıkarmıştı ya yeni, yine içine alır gibi sarılıyordu, canı kendi canından kıymetli o küçük insanla bir bütün olmak için, onu koklarken tüm sıkıntıları gittiği için sarılıyordu. İşte o bu yüzden çok çok mutluydu.”
Sonra herkes susar. Yaşlılar ben niye sarılmadım bebeğime o kadar çok diye kendini suçlar; bebeği olmayan gençler, bir gün bebeği olduğunda ona çok sarılacağına söz verir kendine. (Bazı gençler de küresel ısınma, hızlı nüfus artışı alacak başını gidecek ne romantik bu kadınlar yahu diye için için söylenir) Bir yandan da hepsi için için aslında, masalda ne kadar kolay görünüyor, gerçek hayatta neden böyle olamıyor, diye sorar durur.

Bu masal da burada biter. Gökten 3 elma düşmüş, üçü de cam rendede rendelendikten sonra katı gıdaya yeni başlayan bebeklere gitmiş....

24 Ocak 2011 Pazartesi

lohusalık

Çocukken evcilik oynadığımızda ben bakkal olurdum.Bizim bahçede oynardık bir de kamyonum olurdu içine güya un niyetine toprak doldurur hayali bakkalıma taşırdım

bu ne tezat ... ozamnadan beri sıkışmışlığım aynıdır. Bakkal olmakla ev kadını olmak arasında kalmışlığın sıkışmışlığı ...hahahha gülüyorum ne diim :)))

lohusalık muhabbetine ufaklığın doktor rutinleri olmasa dışarı yüzü göremeyeceğim. bu pek bana göre değil hatta hafiften error vermeye başladım bile yaşayan var mı bilmiyorum ama sanırım benimkisi geç lohusalık depresyonu :))

aslında dengeler çok değişti hayatımda belki daha öncede yazmışımdır ama yinede tekrarlayım artık okadar çok şeyin önem sırası değişti ki çook kişiyi şaşırtabilirim şu halimle ...
 Masalcımla bağlantılı garip bir kıskançlık belirdi içimde ,tüm zamanları ona ayırmak istiyorum artık :))
canımı sıkacak ve bunu Masala yansıtmama sebep olacak herşeyi savuşturuyorum hayatımdan...
liste daha çok uzayıp gidiyor ama olay zaman zaman sahibi olduğumuz işimden çok uzak kalmış olmak ve dış yaşamdan kopmuş olmanın bana verdiği huzursuzluk... sabırlı olursam hem iş kadınını oynayıp hem de ev kadınlığı oynayabilirim miyim diyorum:))
hepsinden de biraz biraz olsa ...

21 Ocak 2011 Cuma

bu gece salondayız :))

Kuzucuk öğlen 13:00 gibi gözleri bir açtı daha da uyumadı belli ciddi gazı var ıkınıp duruyor yatırınca ağzında küçük köpükler oluşuyor kızarıp bir acayip oluyor panikleyip kucağımıza alıyoruz susuyor ama gaz çıkartmak yok  off ki off... saat 22:00  gibi emdi ve en nihayetinde uyuya kaldı salonda hemde bayağı derin uyuyor korkumdan kucağıma alıp odaya götüremiyorum ya uyanırsa diye.

ne yapmalı?? bu gece salonda mı uyumalı??.

uzun nöbetler..

Gün içerisinde  işe yarayan EASY yöntemi beni hayli mutlu ederken akşamları ne yapacağımızın arayışına girdik.Gece 22:30 ya da 23:00 gibi yaptığımız gece öğününden sonra bebişim 3:30 kadar falan uyuyor. Uykusu açılmasın diye son sürat değiştirilen altımızdan sonra hemen beslenmeye geçiyoruz ammaa nafile gözler açılıyor etrafa bakılıyor ve keyif çatılmaya başlanıyor sonrasında da bık bık bık sesleri eşliğinde gazım var sinyalleri veriliyor ama o gaz hiç çıkamıyor sürekli bir keyifsizlik hali... çok şükür çığlık çığlığa ağlayan bir bebek değil ama o mutsuz ifade insanı kahrediyor ve mesai saati uzadıkça da dayanma gücü düşüyor saat 6:00 olduğunda o hariç baba ve benim pilimiz bitmiş oluyor :)) yine de yakınmıyorum sadece bir çare bulmayı ümit ediyorum...

20 Ocak 2011 Perşembe

Durucum,Ailecek,Arkadaşlarla...



ilkler..

Dün bebişimizin göbüşü düştü :)) nereye gömsek acaba???

Bugün babamız olmadan ilk banyamuzu yaptık. Çok acele ve acemice oldu ilk kamera çekimizi babamızla birlikte pazar günü yapmayı planlıyoruz..

E.A.S.Y. sistemini uygulamaya bugün başladık bakalım başarabilecekmiyiz...

18 Ocak 2011 Salı

Anneannecik ve ipek masal

huh huh huh...

arkadaşım Niben sancı anını süper yakalamış :))

bir normal doğum hikayesi :))

tarihten de belli olduğu üzere bebişimiz 8 ocak günü saat 20:59 da dünyaya geldi ve ben yazmak için ancak vakit bulabildim vee anlatacak tonla şey var...
tüm bunları bugün anlatabilirmiyim bilmiyorum ama o yoğun duygular içindeyken aktarmayı tercih ederdim fakat emzirme,gaz çıkartma ve bulduğum boşluklarda uyumaktan vaktim hiç olmadı :)) bu yeni mesai saatleri çok zor vallahi.
düşünüyorumda ne iyi etmişimde en hazır olduğum zamanda yapmışız bu bebişi diyorum yoksa çok zor olurdu hemde çook zor ...

fazla uzatmayım cumartesi sabahın köründe koşa koşa doktorcumuza gittik (Dr.Münür Şago) vajinal kontrolüm sonunda nişanın geldiği ve akşama kadar doğumun gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu öğrendik sadece bunu değil sevgili doktorumuzun babasını haftasonu diye ameliyata almadıklarını ailesini otele yerleştirip apar topar geri adaya döndüğünü ve hafta başında tekrar gideceğini öğrendik.

İŞTE O ANDAAA :)) ben korkudan yeteri kadar uyarılıp sancılanmaya başladım :)) şaka bir yana daha arabada Lefkoşadan Girneye gelirken karnımda hafif regl ağrılarına benzeyen sızılar başlamıştı bile işin komik tarafı bu ağrılar bana tanıdık geliyordu yani ben bu ağrıları son iki haftadır aralıklarla yaşıyordum ama sancı olduklarının farkında değildim :)) eve geldiğimde yerimde duramıyordum sanki oturursam uzanırsam ağrı geçecek gibi geliyordu ve ben bunu hiç istemiyordum. kızkardeşimi de gelişmelerden haberdar ettikten sonra onun ilk uçağa yer bulduğunu öğrenip rahatladım gelecekler arasına eşimin abisi de katıldı ben de içim rahat bir şekilde karşı komşum Leyla Hn mın yanına gittim. o normal doğum yaptığı için son birkaç şey sormak istedim ona iyiki de gitmişim yanına çok keyifli sohbet ettik çay kaçamağı yaptım :)) hafif acıkmaya başlamıştım ki sancılarımda çoğaldı eve kaçayım da birşeyler yiyeyim ve artık azıcık uzanayım istedim çünkü ağrı şiddetliydi eve geldiğimde bir şekilde ağrı yok denecek kadar azaldı bende az birşeyler yedim ki akşam yemeğine tıkanmayım diye.

evdekilerle oturmuş sohbet ediyorduk ooo bidakika daha öncesinde kardeşim aradı ve hava alanında kaldıklarını çünkü polisin kıbrısa gelebilmeleri için ufaklık için babadan vekalet istediğini öğrenmişler baba da şehir dışında olduğu için oracıkta kalakaldılar bunu öğrendiğim anda bittim resmen çünkü bu doğumda en çok olmasını istediğim kişilerden biri anneannem ve kızkardeşimdi...

ama yoklar ve birde doğumda kardeşim bana koçluk yapacaktı aksini hiç düşünmediğim için kendimi onsuz doğuma girmeye hiç hazırlamamıştım resmen kahroldum ve sanırım sancılarım o dakika azaldı çünkü nasıl doktorumuz Münür Beyi beklediysek Selenide bekleyebilirdik ama tabiki öyle olmadı ben rahat bir şekilde eşimi abisini karşılamaya gönderdim ve ona bu doğum sabaha kadar olmaz sen hiiiç merak etme dedim o gittikten 20 dakika sonra sancılarım daha şiddetli başladı bende kendimi oyalamak için akşam yemeği için salata yapmaya başladım bu arada böreği de fırına atmıştım hahahah  saate çaktırmadan baktığımda sancıların arasının 5 dk ya indiğini fark ettim sakin ve hızlı bir şekilde hastaneyi arayım önce odamı ayırttım ve 20 dk içinde orda alacağımı söyledim amma nasıl??? kocam havaalanında :))) veee süper bir zamanlamayla en yakın arkadaşlarımızdan sevgili Nibenin eşi Sertunç kapıdan içeri girdi anlatamam ne çok sevindiğimi rahatladığımı ve inanın süper bir kararmış onun bizi hastaneye götürmesi çünkü ben arka koltukta çığlıklar atarken direksiyon da Barbarosun olması çok da sağlıklı olmazdı diye düşünüyorum. hastaneye vardığımızda eşim abisi ve vildan teyze kapıda bizi bekliyorlardı o anda sinirlerim boşaldı ve ağlamaya başladım çünkü kardeşim yoktu orda bu benim için tam bir yıkım oldu ve onca ay ona sekizden bir gram yükselmeyen tansiyonum onüç bişi çıktı ve tamamen stres yapmış olmamdan dolayı tabiki yani siz siz olun sizin moralinizi bozacak herşeyi ogünlerde uzak tutun kendinizden kısa bir süre sonra kendimi telkin edip bundada bir hayır vardır diyerek tansiyonumun düşmesini bekledim ve tabiki işe yaradı bu sırada ebe açıklığın 5 cm olduğunu söyledi sancılarım okadar şiddetliydiki başımda annem  eşim aarkadaşım niben benim kadar acı çekiyor olsalar gerek ki yüzleri görülmeye değerdi bir de ben onların fotoğraflarını çekmeliyim derken fotoğrafçımız Burcu Hn ve eşi yetiştiler onları yola çıktığımda aramıştım ve süper hızla yetiştiler doğrusu ve süper fotoğraflar çekmişler hem de kare kare kendi bir açıdan eşi başka açıdan çok çok teşekkür ediyorum onlarada hatta kız kardeşim gelemedi diye ertesi gün eve gelip birde evimizde süper fotoğraflar çektiler...
şu durumda canım kardeşim Selen ve eşi Akgün'e çok çok ama teşekkür ederim bize doğum fotoğrafçımızı hediye ettikleri için onların sayesinde tüm o anlar kare kare ölümsüzleşti...

bebiş mama istiyo normal doğum hikayemin en can alıcı bölümünü daha sonra yazabileceğim :))